Kitap · Düşünce

Zirvesine Göz Koyduğum Dağlar

Şu sıralar elime Haruki Murakami'nin "Koşmasam Yazamazdım" kitabı geçti. Daha önce bir iki kitabını okumuştum fakat bu çok daha ilginç geldi bana. Murakami kendi hayatını, yazarlığını ve maraton koşucusu olma hikâyesini anlatıyor. Otuzlu yaşlarında başladığı yazarlıkla birlikte koşma alışkanlığı da başlıyor. Az bir mesafe değil — her gün 10 kilometre. 55 yaşında hâlâ maratonlara katılmaya devam ediyor.

Kitaptan daha fazla bahsetmek istemiyorum. İlginizi çektiyse alıp okuyabilirsiniz.

Bahsetmek istediğim şey şu: Çoğumuzun arabayla bile "kim gider ki" dediği mesafeyi, Murakami ilerleyen yaşına, hava koşullarına ve iş yoğunluğuna rağmen nasıl oluyor da düzenli olarak koşabiliyor?

Ama konumuzun koşmakla hiçbir ilgisi yok aslında. Dikkatimi çekmek istediğim yer; olduğumuz nokta ile varmak istediğimiz nokta arasındaki mesafeler.

Başlangıç noktasından bakıldığında, o yol insana asla bitmez gibi görünür. Belki de hedefi seçerken en iyisini, mükemmelini hayal ederiz — kapasitemizi, limitlerimizi ve yoğunluğumuzu hesaba katmadan.

Peki iş harekete geçmeye gelince neden çok azımız devam edebiliyor?

Planlamak çok güzeldir. Ama planladığımız şeyi yapmak "yarınki bizin" sorumluluğuna kaldığı sürece başlamak neredeyse imkânsız hale gelir.

"Zirvesine göz koyduğum dağlara bak,
Koşup takıldığım çitlere bak."

Cahit Zarifoğlu

Kendimizi görmek istediğimiz noktaya ulaşana kadar kaç engel, zorluk ve tehlikeyle karşılaşacağımızı bir şekilde görmemeye eğilimimiz var. Bu yüzden belki de o mesafeler aşılamaz gelir. Vazgeçmek için tonlarca nedenimiz varken devam etmek için çok azımız var. Ve elimizdeki devam etme nedenlerini sürekli parlatmak gerekiyor.

Büyük hedefler kurmak, hayal etmek elbette önemli. Ama bu hayalin büyüklüğü bazen adım atmamızı engelleyen şeyin ta kendisi olabiliyor.

Müzik yapmak, resim çizmek, çok para kazanmak, hayalini kurduğumuz şeylere sahip olmak güzel şeyler. Fakat "en iyisi olmalı" baskısıyla yola çıkmak, bu hayalleri büyük ihtimalle hiçbir zaman hayata geçmeyen şeylere dönüştürür.

Ortaya çıkamamış, vücut bulamamış şeyler asla yenilmez, eleştirilemez, büyüyemez.

· · ·

"En güzel deniz: henüz gidilmemiş olandır.
En güzel çocuk: henüz büyümedi.
En güzel günlerimiz: henüz yaşanmadı.
Ve sana söylemek istediğim en güzel söz: henüz söylememiş olduğum sözdür."

Nazım Hikmet

Romantik bir bakış açısından hak vermemek zor. Ama ya hep böyle yaşarsak?

Ömür kelimesini ilkokulda öğrendiğimi hatırlıyorum. Anlamını idrak etmem çok uzun sürdü.

Bu yüzden artık Nazım'a katılmıyorum.

En güzel deniz; şu an içinde yüzdüğümdür.

En güzel çocuk; şu an üzerine titrenip emek emek büyütülendir.

En güzel günlerimiz; bugün yaşadığımızdır.

Ve size söylemek istediğim en güzel sözler; bugün okuduklarınızdır.

Hemen ara